Asperger Sendromu

Erişkin Bir Asperger Bozukluğu Olgusunun Klinik ve Nöropsikolojik Değerlendirmesi
Dr. Halise Devrimci ÖZGÜVEN, Dr. Özgür ÖNER, Şenay ÖLMEZ

Asperger Bozukluğu (AB) ilk kez 1944?te Asperger tarafından ?otistik psikopati? başlığı altında tanımlanmıştır (Asperger, 1992). Şu anda DSM-IV sınıflandırmasında yaygın gelişimsel bozukluklar başlığı altında yer almaktadır. Bu bozukluğun temel özelliği toplumsal etkileşimde şiddetli bozulma ve davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp, yineleyici örüntülerdir (Amerikan Psikiyatri Birliği 1994). Bu bozuklukta otistik bozukluktan farklı olarak dil gelişiminde bir gecikme yoktur. Sıklığı hakkında sınırlı bilgi vardır, kronik gidişlidir. AB belirtileri erken çocukluk döneminden itibaren belirgin olduğundan, hastalar çoğunlukla ilk kez çocuk psikiyatrisi kliniklerinde değerlendirilirler. Olguların çoğunluğunda bozukluk yaşam boyu sürer ve kişinin işlevselliğini çok bozması nedeniyle hastalar daha sonraki yaşlarında sıklıkla erişkin psikiyatristlerine de başvururlar. Bu olgu sunumunda yetişkin bir AB olgusu tartışılacak ve bu tip hastalarda yanlış tanılara yönelinmemesi için yardımcı olabilecek klinik ve nöropsikolojik özellikler üzerinde durulacaktır.

VAKANIN SUNUMU

NE, 32 yaşında, erkek hasta, lise mezunu. Kliniğe iç sıkıntısı, uykusuzluk, hayattan zevk alamama, insanlarla anlaşamama, her yerde ve her ortamda yalnız kalma, alınganlık ve vücudunun çeşitli bölgelerinde zaman zaman ortaya çıkan, nedeni bulunamayan ağrı, karıncalanma, nefes darlığı vb bedensel yakınmalar ile başvurdu.

Gelişim ve Hastalık Öyküsü

NE ailenin ikinci çocuğu olarak ve planlanarak dünyaya gelmiş. Annenin gebeliği sırasında herhangi bir sorun tanımlanmıyor. Beklenen doğum tarihinde, hastanede, normal vajinal yolla, herhangi bir müdahaleye gerek duyulmadan dünyaya gelmiş. Doğum sonrasında solunum sorunu olmamış. Doğum kilosu 3500 gr, boyu ise 51 cm. imiş.

Annesi çalıştığı için NE?ye evinde bakıcılar tarafından bakılmış. Altı yıllık süre içinde dört değişik bakıcısı olmuş. Onüç aylıkken yürümüş, ilk kelimelerini 10 aylıkken söylemiş. 2.5 yaşında iken ailenin ve çevrenin anlayabileceği bir biçimde konuşuyormuş. Bütün bebekliği boyunca huzursuz, sık ağlayan, uykusu çok bölünen bir bebekmiş. Öfkelendiğinde başını yere vurma biçiminde davranışları olurmuş. Annesinin kucağında birkaç dakikadan fazla duramaz, sürekli  yer değiştirmek istermiş. Annenin hastanın bebekliği ile ilgili temel izlenimi, çok hareketli, huzursuz ve zor bir bebek olduğu biçiminde.

Bir psikiyatri kliniğine ilk başvurusu aile tarafından hasta 2.5 yaşında iken olmuş. Ailenin o zamanki yakınması NE?nin aşırı hareketli ve huzursuz oluşu imiş. Ailenin ifadesine göre, kendilerine NE?de herhangi bir bozukluk saptanmadığı söylenmiş.

NE üç yaşında iken aile Ankara içinde taşınmış ve taşınırken NE?yi İskenderun?daki anneanneye bırakmışlar. NE 2.5 ay ailesinden ayrı kalmış ve bu ayrılık döneminde hırçınlığı, hareketliliği artmış, sürekli annesinin yanına gitmek istediğini söylemiş. 2.5 ayın sonunda ailesi ile yeniden karşılaştığında onlara uzak ve küskün bir hali varmış.

Altı yaşında anaokuluna başlamış. Bu dönemde annenin onu okulda bırakıp gitmesine çok şiddetli tepki veriyor, eğer annesi giderse kendini pencereden atacağını söylüyormuş. Bu nedenle bir hafta sonra anaokulundan alınmış. Okul öncesi dönemde NE?de ailenin dikkatini çekmiş olan başlıca özellik, onun yaşıtları ile oyun oynayamaması, başka çocuklar oynarken NE?nin onları uzaktan izlemesi imiş. Ailenin ısrarlarına karşın, diğer çocuklara yakınlaşmayı başaramıyor, diğer çocuklardan ürküyormuş. Ayrıca sık sık düşüyor, elindekileri düşürüyor ve el becerisi gerektiren oyunlarda özellikle başarısız oluyormuş. Bunun yanısıra, ailenin ifadesine göre NE hiçbir zaman rol alma biçiminde oyunlar oynamamış, oyunları her zaman yaratıcılık içermeyen, bir oyuncağı eline alıp, onunla oynama biçiminde oyunlarmış.

NE anaokulu öğretmenlerinin tavsiyesi ile 6 yaşında yeniden bir psikiyatri kliniğine götürülmüş. Aileye NE?nin zekasının normal olduğu, aşırı hareketliliği ve sosyal ilişki kurma sorunu bulunduğu söylenmiş. Bir yıl boyunca oyun terapisi yapılarak izlenmiş ve bu sürenin sonunda aileye hastaya faydalı olunamadığı, çocuk psikiyatrisinin bu konuda ?çaresiz? olduğu söylenmiş ve herhangi bir tanı söylenmeden tedavisi sonlandırılmış.

İlkokula başladığında belirgin okul korkusu olmuş, okula gittiği sürece sınıfta tahtaya arkası dönük olarak ters biçimde oturmuş. Bu nedenle ilk yıl ilkokuldan alınmış, bir sene sonra tekrar gönderilmiş. Bu kez sınıfta çok ve bağırarak konuşuyor, sırasında oturmuyor, başkalarının sözünü kesiyor, hiçbir zaman kendi sırasını bekleyemiyormuş. Ancak kavgacılığı, saldırganlığı yokmuş ve diğer çocuklarla çok konuşmasına ve onlarla arkadaşlık etmeyi çok istemesine rağmen bunu başaramıyormuş. Ailenin sınıf öğretmeninden öğrendiğine göre, diğer çocuklar NE?den sıkılıyor ve onunla arkadaşlık etmeyi istemiyorlarmış.

Okula başlamadan önce ağabeyinin kitaplarından sorarak harfleri öğrenmiş olan NE, ikinci okul yılında diğer çocuklarla aynı zamanda okumayı ve yazmayı öğrenmiş. Ancak, ev ödevlerini yapmak istemiyor, dikkatini birkaç dakikadan fazla toplayamıyormuş. Okul başarısı hiçbir zaman yüksek olmamış. Sayılarla ilgilenmeyi çok seviyormuş, ancak matematik dersindeki başarısı her zaman orta seviyede imiş.

Lise birinci sınıfta meslek lisesine başlamış, ancak okula uyum sağlayamamış. Elektronik bölümündeymiş ve özellikle el becerisi gerektiren meslek derslerinde başarılı olamıyormuş. Bu nedenle okulu bir sene bırakmış. Okulu bıraktığı sene ailesi ona çalışması için küçük bir tuhafiye dükkanı açmış, ancak dükkanda çok sıkıldığı için bu işi sürdürememiş, dükkanın sorumluluğunu babası devralmış. Ertesi yıl liseye tekrar başlamış ve ticaret lisesini bitirmiş.

Hasta lise yıllarında yeniden bir psikiyatri kliniğine başvurmuş. O zamanki yakınmaları yine arkadaş edinememe, okul başarısızlığı ve alınganlık imiş. Okul arkadaşlarının kendisi hakkında konuşuyor olduğunu düşünüyormuş. Hastanın doktoru aileye hastanın ?mental retarde? olduğunu ve düzelmesinin mümkün olmadığını söylemiş. Bu dönemde aile hastayı çok sayıda psikiyatra götürmüş. Bir doktor hastanın herhangi bir sorunu olmadığını, bir diğeri epilepsi hastası olduğunu, bir başka doktor ise şizofreni hastası olduğunu söylemiş. Aile hastaya verilen ilaçlarla ilgili yeterli bilgi verememiştir.

NE liseyi bitirdikten sonra kısa süreli işlere girip çıkmış, bu işlerde diğer çalışanlarla ve işverenlerle anlaşamadığı için işi bırakmak zorunda kalmış. Sadece bir yıl süreyle babasına ait bir bilardo salonunda çalışmayı sürdürebilmiş. Bu dükkandaki görevi temizlik yapmak imiş. Ancak hasta yerleri süpürge ile süpürmüyor, yerdeki çöpleri eliyle topluyor, bu sırada gelen müşterileri, temizlik ne kadar uzun sürerse sürsün, içeri almıyormuş.

Askerliği ?ayrımlaşmamış şizofreni? tanısı ile iki sene tecil edilmiş. Daha sonra hasta ailesine bu durumda evlenemeyeceğini söyleyerek askerlik yapmaya gönüllü olmuş ve askere gitmiş. Askerlikte belirgin bir sorunu olmamış, ancak yetkililer ailesi tarafından daha önce uyarılmış ve hasta kolay görevlere verilerek idare edilmiş.

Askerliğini bitirdikten sonra 29 yaşında Isparta?da itfaiyeci olarak memuriyete başlamış. Buradaki işinde başarılı olamamış ve hiç kimse ile arkadaşlık kuramamış, kısa süre içinde diğer çalışanlar ile arası bozulmuş. Bunun üzerine Ankara?ya tayinini istemiş, ancak Ankara?da da durum değişmemiş.

Hasta sonraki yıllarda birçok defa psikiyatri kliniklerine ve özel doktorlara başvurmuş, kendisine çok çeşitli antipsikotik grubu ilaçlar önerilmiş. Son olarak 2000 yılında başvurduğu bir klinikte hastaya kendisinde şizofreni hastalığı olduğu söylenerek Risperidon 4 mg/gün verilmiş. NE bu tedaviyi bir yıl kadar düzenli olarak kullanmış, ancak faydalanmadığını düşünerek 2 ay kadar önce ilacı bırakmış.

Ailenin ifadesine göre hastanın çocukluğundan beri garip davranışları varmış. Örneğin temizlik sırasında ev eşyalarının yerindeki en ufak bir değişmeyi hemen fark eder ve buna tepki gösterir, eşyaların eski yerine konulması için ısrar edermiş. Kendisine verilen paraları mutlaka ütülermiş. Okul dönemi boyunca hastanın temel ilgi alanı misket oynamak ve biriktirmekmiş. 18 yaşına kadar genellikle kendinden küçük çocuklarla misket oynamaya devam eden hasta, en sonunda 500 kadar misket biriktirmiş. Daha sonra ise bilardo, iskambil, bilgisayar ve şans oyunları ile ilgilenmiş. Ailesi tarafından fark edilen diğer bir özellik, hastanın özellikle sayılarla oynanan oyunlarda, oyunda çıkan sayıları hiç unutmaması ve bazen tüm oyun boyunca ortaya çıkan sayıları oyunun sonunda söyleyebilmesi imiş. Ancak hasta bu yeteneğine rağmen bazen maaşının tümünü bu oyunlar nedeniyle kaybediyormuş. Yine buna benzer şekilde hasta her hafta yüksek paralar vererek sayısal loto oynuyor ve sayısal lotoda hem kendisinin seçtiği rakamların,  hem de kazanan rakamların hepsini haftalarca aklında tutuyormuş.

Mesaj, Yorum veya Sorularınızı Çekinmeden Yazabilirsiniz!