ALTIN 341,07
DOLAR 6,6745
EURO 7,3291
BIST 8,3329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Kuvvetli Sağanak

İSLAM PSİKOLOJİSİ

İSLAM PSİKOLOJİSİ

Öncelikle bu konuya giriş yapmadan önce, bilmemiz gereken belli başlı kavramlar bulunmaktadır. Şimdi bu kavramlara tek tek bakalım;

  1. İnsan Kimdir?

İnsan, yaratılışı itibariyle psikolojinin ilk muhatabı olmuştur. Psikolojiye göre İnsan, beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır yeme, içme, nefes alıp verme, gibi olaylar bedenle; sevinmek ve mutlu olmak gibi ruha ait olaylar ise ruhla ilişkilendirilmiştir. Bu iki kavram birbirinden farklı hatta zıt gibi görünse de birbirini tamamlayan iki kavramdır, bunların birleşip bir araya gelmesi ile insan meydana gelmektedir.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran başlıca özelliği ise bir ruha ve düşünme yetisine sahip olmasıdır. İnsanın ruh yapısının en belirgin özelliği de bir varlığa inanmaktır bunu en net şekilde insanlığın gerek tarihinde gerekse kültür, sanat ve geleneklerinde de görmekteyiz.

Yaratılışında belli bir oluşum ve tekamülden geçirilen insan dünya hayatı içerisinde gerek ruhsal gerekse bedensel birtakım gelişim aşamalarından geçmektedir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de buna işaret etmektedir.

  1. Psikoloji:

Psikoloji, kelimesi Latince de Ruh anlamına gelen “Pscyche” ve Bilgi anlamına gelen “Logos” kelimelerinin birleşmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Psikoloji 19 yy. da Almanya’da William Wundt tarafından bir bilim haline getirilmiştir. Davranışı ve davranışın altında yatan süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır ve diğer bir adı ise Ruh Bilimidir. Daha özetle söylemek gerekirse, Psikoloji insanın duygu, düşünce ve davranışını inceleyen bir bilim dalıdır. Psikoloji bir bilim dalı olmasından dolayı ortaya koyduğu sonuçlar da her zaman nesnel olarak kabul edilir, bundan dolayı öznelliğe indirgenemez. Bilimde yeniliğe her zaman açık olduğu için ortaya koyduğu sonuçlar yeni bir bilgi ortaya çıktığı zaman değişebilir. Psikoloji bilimi alt bilim dallarına ayrılmıştır ve bunlardan bir tanesi de bizlerin bilmesi gereken Din Psikolojisi alanıdır.

  1. Din Psikolojisine genel bir bakış:

William James tarafından kurulan Din Psikolojisi, dini yaşayış ve davranışları, bunlara yol açan sebepleri ve faktörleri kişilikteki yapılanmaları ve etkileriyle birlikte inceleyen bir bilim dalıdır. Amacı, insanın dini boyutunu bütün genişliği ve derinliği içerisinde inceleyip mümkün olduğu ölçüde objektif bilimsel bilgiler üretmektedir.1

Özetle söylemek gerekirse Din Psikolojisi, insanların din ve manevi duygular ile olan ilişkilerini bilimsel teknik ve yöntemlerle ele alan bir bilim dalıdır. Her insanın ruhundan gelen bir inanma iç güdüsü vardır ve bundan dolayı da insanlığın varoluşundan itibaren Din her zaman insanların hayatında yer almıştır. Bundan dolayı da bir Din Psikolojisi bilim dalına ihtiyaç duyulmuştur.

Açıklamamız gereken kavramları bitirdiğimize göre asıl konumuz olan “Bir İslam Psikolojisinin Mümkün olup Olmadığına dair iddialara geçelim. İlk olarak Bir İslam Psikolojisinin mümkün olduğunu savunanların iddia ve düşüncelerinden bahsedelim, İslam Psikolojisinin oldukça fazla bir şekilde mümkün olması gerektiğini savunmaktadırlar.

  • Neden Mümkündür?

Bilindiği üzere Din Psikolojisi çalışmaları Batı ışığında Hristiyanlık, Yahudilik vb. dinler baz alınarak geliştirilmiştir. Hatta günümüzdeki halini bu şekilde almıştır ve bundan dolayı da birçok tartışmalara neden olmuştur ve hatta bu tartışmalardan dolayı birçok problemler ortaya çıkmıştır bunlardan bir tanesi de Bir İslam Psikolojisinin mümkün olup olmadığı tartışmasıdır. Batı Avrupa’da gelişen bu din psikolojisi daha önce söylendiği üzere Hristiyan, Yahudilik vb. dinler ışığında oluştuğu için bazı Müslüman Din Psikologları tarafından İslam’ın kaide ve kültürüne uygun olmadığı gerekçesiyle yeni bir psikoloji bilim dalı olarak bir İslam Psikolojisinin olması gerektiğini savunmuşlardır.

Müslüman Psikologların ortaya koyduğu bir diğer gerekçe ise, Din Psikolojisinin kavramlarının ve yöntemlerinin Batılı ülkelerin din, kültür ve yaşayışına göre oluşturulduğu için genel olarak dinlere hitap etmemektedir, bundan da anlaşılacağı üzere Batılı ülkeler bu Din Psikolojisi üzerinden kendi din, kültür ve yaşayışlarını diğer dinlere mensup insanlara dayatma çabası içerisinde oldukları Müslüman Psikologlar tarafından savunulmaktadır.

Müslüman Psikologların en önemli gerekçeleri olarak gördükleri Hz. Muhammed(s.a.v)’den aktarılan “ Her doğan Fıtrat üzere doğar, sonra ailesi onu Yahudi, Hristiyan, Mecusi yapar.” Hadisine dayanarak şöyle bir gerekçe ortaya koymuşlardır: Her doğan fıtrat üzerine doğar hadisinden kasıt her doğan insanın Müslüman olarak doğması ve tertemiz olması kastedilmektedir ve bu durum insanı dini psikoloji anlamında etkilemektedir. İslam’ın bu anlayışı Hristiyanların her doğanın günahkâr doğması, Yahudilerde ise her doğanın üstün bir ırka sahip bir şeklinde inanca sahip olarak dünyaya gelmesinden dolayı insanlar Dini psikoloji bağlamında farklı bakış açılarına sahiptir. Bundan da anlaşılacağı üzere bütün dinleri kapsayan bir din psikolojisinin mümkün olamayacağını savunmaktadırlar.

Bir diğer örnek ise yine Hz. Peygamber’e ait olan kertenkele hadisidir. “Onlar (Hristiyan ve Yahudiler) kendilerini bir kertenkele deliğine soksalar bile Müslümanlar onları mantıksızca takip eder.” Hadisini örnek göstererek şöyle açıklamaktadırlar; Bazı Müslüman Din Psikologlar, Hristiyan ve Yahudi Psikologları takip etmekteler ve onların ortaya koyduğu bütün bilgileri kabul etmekteler bundan dolayı da diğer Müslüman Psikologlar tarafından eleştirilmişlerdir. Bundan kasıt Müslümanların din psikolojisi yerine kendilerine ait bir psikolojiye sahip olmaları gerekmektedir, buda ancak ayrı bir İslam Psikolojisi bilim dalı ile mümkün olabileceğini vurgulamaktadırlar.

Şimdi ise Bir İslam Psikolojisinin mümkün olması gerektiğini savunan birkaç düşünürden bahsedelim:

Gazzâli:

Birçok kişi tarafından İslam Psikolojisinin kurucu kabul edilen Gazzâli, bugünkü adıyla Meşhed şehrinde dünyaya gelmiştir. Kelamcı, fakih, mutasavvıf olan ve filozoflara yönelttiği eleştirilerle tanınan Gazzâli, bizzat yaşadığı Ruhi sıkıntı ve şüphelerden dolayı İslam Psikolojisini ortaya koyan fikirler beyan etmiştir. Ortaya koyduğu düşüncelerini ise “İlmü’n nefs” adlı kitabında ortaya koymuştur ve bu bilgiler günümüz İslam Psikolojisine kaynak oluşturduğu Müslüman Psikologlar tarafından savunulmaktadır.

Prof. Dr. Hayati Hökelekli:

İslam Psikolojisi ile ilgili birçok kitap ve makale yazan Hayati Hökelekli, İlahiyat eğitimini Kayseri şehrinde tamamlayan Hökelekli, Din Psikolojisi alanında kendini oldukça iyi bir şekilde geliştirmiştir ve ülkemizde İslam Psikolojisinin savunucusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Şu görüşleri ile de neden İslam Psikolojisini savunduğunu net bir şekilde anlatmaktadır; “Batı, kendi geleneğini ve değerlerini merkeze alan bir bakış açısıyla çalışmalarını yürütmektedir. Bu yüzden modern İnsan ve Toplum Bilimleri, Batı dışı toplumları ve özellikle Müslüman bireyleri anlamak ve onların kendi özgün dünyalarına nüfuz etmekte son derece yetersiz ve sığ kalmaktadır.”2

Neden Mümkün Değildir?

Oldukça net bir şekilde “Bir İslam Psikolojisinin” mümkün olmayacağını savunan Batılı Psikologlar, aslında bütün dinler için de aynı durumun geçerli olduğunu vurgulamaktadırlar ve ortak bir Din Psikolojisi bilimi alanının altında diğer bütün dinleri birleştirerek ortaya ortak bir dini anlamda psikoloji koyduklarını söylemektedirler. Ayrıca Psikoloji bilim dalının nesnel olduğunu savunan Batılı Psikologlar, her dinin kendine ait bir bilim dalının olmasının Bilimin temel ilkelerine aykırı olduğunu ve bundan dolayı da bu tür dini psikoloji alan çalışmalarını reddetmektedirler. Batıda eğitim alan bazı Müslüman Psikologlarda Batılı Psikologların düşüncelerini kabul etmekteler ve her zaman doğru sonuçlar elde ettiklerine inanmaktadırlar, bu durum sonucunda Müslüman Psikologlar ikileme düşmüşlerdir. Kimisi bir İslam Psikolojisinin mümkün olduğunu savunurken, kimileri de Psikoloji biliminin nesnelliğine inanarak İslam Psikolojisini reddetmektedirler.

Mümkün olmasını savunan Müslüman Psikologlar, ruhsal bir sıkıntı yaşayan Müslüman bir insanın Kuran, Sünnet ve Ahlakla iyileşebileceğini savunmuşlardır ve eğer bir Müslüman nefsini temizleyebilirse herhangi bir ruhi veya bedeni sıkıntı yaşamayacağını ileri sürmektedirler. Fakat bu durum Batılı Psikologlar ve diğer Müslüman Psikologlar tarafından reddedilmektedir çünkü uygulanacak olan yöntemler soyut yöntemlerdir ve etkisinin gerçek olabileceği düşüncesi onlara göre yanlış kabul edilmektedir ve ayrıca bilimin nesnellik ve deney gözlem ilkelerine ters düşmektedir.

Mümkün olamayacağını savunanların bir diğer görüşü ise bir dinin kendi kendine psikolojisinin mümkün olmasının imkansız olduğu ve bir şeyin psikolojisi olması için İnsan varlığına ihtiyaç olduğunu ve psikoloji bilimin aslında insan bilimi olduğunu vurgulamaktadırlar. İnsanların dini inanışlarını özele indirgeyerek bir psikoloji alanının doğmasının uygun olmadığını, aslında her insanda bulunan inanma ihtiyacına genel bir Din Psikolojisi bilimi dalı altında bakmanın daha uygun olduğunu söylemektedirler.

Şimdi ise Mümkün olmamasının savunucularından birisi olan bir Batılı Psikoloğun görüşüne bakalım;

James Henry Leuba:

Din Psikolojisine oldukça fazla bir şekilde katkıları ile tanınan J. H. Leuba, Amerikalı ve alanının en iyilerinden birisi olan bir Psikologdur. Oldukça fazla bir şekilde Amerika’da Din Psikolojisi üzerine çalışmalar yapmıştır ve bu çalışmaları Din Psikolojisi alanında gerekli durumlarda kullanılmaktadır. Ortaya koyduğu düşüncesi ile de Bir İslam Psikolojisinin mümkün olmayacağını dile getirmektedir;

Dine Natüralist bir başlangıç noktasından bakarak ve dini yaşantının bilhassa genel psikolojinin belirli temel prensipleri bağlamında açıklanabileceğini ileri sürmekte ve dine daha tenkitçi yaklaşan bir analiz sunmaktadır.3

Sonuç olarak bütün dinlerin doğal bir din olarak doğduğunu savunan Leuba, aslında dinlerin semavi veya doğal din olması ile ilgilenmez ve bütün dinleri Natüralist Doğal bir din altında toplayarak çalışmalarını ortaya koyar.

Destekegitimi
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.